SAYFALAR

Facebook Twitter Instagram Google RSS

8 Eylül 2010 Çarşamba

Bayram Ola


Bayram çocuklara güzeldir. Büyüklerin bayramı çoğunlukla ya tatil ya çiledir. Yine de her bayram, yaşanan o güzel "eski bayramlar"ı ana ana geçer gider bu ömür insanlar arasında; bense biraz farklı düşünüyorum bu konuda.

Hepimiz çocuktuk, hepimiz bayramların diğer günlerden farklı, güzel bir zaman dilimi olduğunu düşünürdük, öyle anlamlandırırdık.

"Nesnel Yokluk" zamanlarıydı, yeni giysilerimiz, yeni oyuncaklarımız, şekerlerimiz çikolatamız bayram zamanları olurdu, küçük şeylerle mutlu olan çocuklardık, sevinçten havalara uçardık.

İlk kot pantolonumu yalvar yakar aldırttığım günü hatırlıyorum bir bayram günü arefesi. Kimblir markası neydi ya da var mıydı bir markası, emin değilim; umrumda da değildi. Kot pantolondu, yeterliydi. Sonra ilk giydiğim gün "tornet" ile kayarken çiviye takıp yırttığımda nasıl dünyanın başıma yıkıldığını hatırlıyorum, uzun süre o pantolonu "yamalı yamalı" giymek zorunda olduğumu da.

Hayır, fakir edebiyatı değil bu, yoksul filan değildik, herkes "orta halli"ydi o zaman, bunlar da yoksunluk değildi. Evi arabası olmaktı zenginlik, yoksa kimsenin öyle doğru dürüst bir şeyi yoktu. Varsa da bizim haberimiz yoktu :)

Bayram sofrasında Coca Cola olmasının ayrıcalık olduğu zamanlardan bahsediyorum. Eş-dost-akraba o sofranın çevresinde toplanıp neşeli sohbetler edildiği zamanlar. Çoluk çocuk evimizin bahçesinde koşturup ağaçtan düşüp dizlerimizi yardığımız zamanlar.

Leblebi tozuna beş kuruş verip boğazımıza kaçtığı, içinden "beş kuruş kazandınız" yazısı çıkınca piyangodan ev kazanmış kadar mutlu olduğumuz zamanlar.

Amcası bakkal olan şanslı bir çocuktum sanırım. Limonlu gofretleri sınırsızca yiyebilmek bir ayrıcalık olsa gerekti. Elvan gazozunun o muhteşem tadını tüpte çokokrem emerek taçlandırabilirdik.

Çocuk çıkarcılığı hep vardı, o zaman da oldu elbette. Bayramda şeker yerine para verenleri biz de daha çok sever, mahallede çocuklarla kimin şeker kimin para verdiğinin istihbaratını paylaşmaktan büyük keyif alırdık. Yine de büyüklerimiz "nerede o eski bayramlar" diyordu, biz anlam veremiyorduk.

Çocukluk bitip gençlik yıllarına geçildikçe ortalıkta bir tuhaflık olduğunu anlamaya başladığımı hatırlıyorum. Bayramlar sadece tatillere dönüşmeye başlamıştı. Ortada sevinilecek paylaşılacak bir mutluluk da kalmamıştı. Dünyanın değiştiği filan yoktu aslında bizim bakış açımız değişmeye başlamıştı. Şükür ki okul tatil oluyordu o günlerde de, evde güzel güzel ayaklarını uzatabiliyorduk, görmeyi çok istediğin akrabalarınla görüşüp hala keyifle vakit geçirebiliyorduk.

Bayramları tatil vesilesi yapıp bir yerlere gezmeye gidenleri kınayıp küçümseyenlerdendik. Gelenek ve göreneklerimize ihanet ediliyordu çünkü. Herkes evinde oturmalı, herkes birbirini ziyarete gitmeli, el öpüp bayramlaşmalıydı.

Suluboyadan bayram tebrikleri yaptığım zamanlar. Herkes için ayrı ayrı kartlar hazırlayıp herkese özel ayrı bir kutlama mesajı yazdığım bayramlar. Daha çabuk gitsin diye Sirkeci'de Büyük Postane'ye gidip kartları postaya verdiğim heyecanlı güzel günler.

O devirler de geçti sonra. Cep telefonundan araştığımız, kısa mesajlarla kutlamalar yaptığımız 2000'lere ulaşıldı. Artık bayram iyiden iyiye anlamsızlaşmaya başlamıştı. Hala bir ay oruç tutmanın ödülü olarak düşünebiliyordum ramazan/şeker bayramını ama ulaştığım üç kutlu günde hiçbir kutsiyet hissedemediğimi de kendime itiraf edebiliyordum. Hele kurban bayramında yaşananlar artık fena halde kafama takılmaya başlamıştı, görmezden gelmeye çalışıyordum.

Bir tek, evin beş erkeği biraraya gelip de bayram namazına gidip, oradan amcamın mezarını ziyaret edip, sonra fırından taptaze ekmeklerle eve dönüp muhteşem bayram kahvaltısıydı artık beni mutlu kılan. O sofradan kalkınca artık bayram bitmiş oluyordu benim için.

Yavaş yavaş evden uzaklaşma zamanı da gelmişti. Herkesin kendi hayatını kurmaya başladığı zamanlar. Evimden uzak ilk bayram (askerliği saymazsak) Kapadokya gezisi ile olmuştu. İçimin bir garip olduğunu, ailemden ayrı olmanın üzerimde bir tuhaflık yarattığını kabul ediyorum ama bir o kadar da gezip farklı yerler görmenin mutluluğunu/tatlı zehirini kaptığım yolculuk da o Kapadokya gezisi olmuştu.

Sonra gerisi geldi, Amsterdam'dı, Roma'ydı, Londra'ydı derken artık hiçbir bayram tatilinde evde, hatta Türkiye'de olmama fikri beni sarhoş etmişti. Her gittiğim kent, her gördüğüm ülke beni yeni bir insan yapıyordu çünkü. Evde oturup yurtta olmaksa değişmeden aynı kalmaktı.

Şimdiki devir böyle. Tüm bu süreçleri yaşamış biri olarak geldiğim noktadan memnunum. Dilime bir kez olsun bile dolamadım "nerede o eski bayramlar" diye bunca yıllık ömrümde. Hepsinin bir devri vardı, hepsi güzel yaşandı ve güzel anıldı.

Dünle beraber gitti cancağızım şimdi yeni şeyler söylemek lazım.

Ama dileğimiz aynı: İyi bayramlar

Ahmet ORE


Kişisel yolculuğumda kendime yazılar: Sen Mutluluk Olmalısın... Bu hayat yeterince zor ve karmaşık, onu elimizden geldiğince güzelleştirmek ve kolaylaştırmak bize kalmış. Hayatta hiçbir şeyi yapamıyorsak bile en azından başkalarının hayatlarını kolaylaştırmaya çalışalım. Hiçbir şey değilse bile bir tebessüm belki? .............................. Bu sitede yer alan tüm fotoğraflar ve site içeriği aksi belirtilmedikçe şahsıma aittir. İçerik ve linklerde rastlayacağınız olası hataları ahmet@pariste.net adresine mail atarak belirtirseniz çok sevinirim. Ayrıca bu yazı ile ilgili görüş, düşünce ve önerilerinizi yorum bölümüne yazmaktan çekinmeyiniz. İlginiz ve desteğiniz için teşekkürler.

0 yorum:

KATKIDA BULUNANLAR

Fotoğrafım

Paris'te bir İstanbullu.
Herkes kadar aynı herkes kadar özel biri.
Okur, yazar, çizer, gezer, düşünür; anlamaya çalışır.
ekşisözlük/masseur
instagram/medigo

Pariste.Net

BİLGİ VE TEŞEKKÜR

TAKİP EDENLER

İLETİŞİM FORMU

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Powered by Blogger.