SAYFALAR

Facebook Twitter Instagram Google RSS

16 Ekim 2013 Çarşamba

Aşkın Beş Aşaması


Herkes aşktan yana şikayetçi; kimi hiç aşkı bulamamaktan, kimiyse bulduğunu aşk sanmaktan. Kimi acı çekmeye programlamış kendini, kimiyse bilmiyor elindekinin kadrini kıymetini.

Gerçi sistematik biri değilimdir, aşkın metodolojisini çıkarabilecek durumda da değilim ama bunca yaşadığımdan, çevremde olan bitenden çıkardığım sonuca göre aşkın beş aşaması var. Hayır, aşk nasıl başlar, nasıl gelişir, nasıl biterin evreleri değil kastettiğim; aşkın sürdürülebilirliği belki, belki de insan aşık aşık nasıl yaşar, neler olur biter, neler olmalıdır gibisinden bir genelleme benimkisi:

1-Önce aşık olabilecek birini bulmak gerekiyor haliyle, yok öyle "elini sallasan ellisi". Eli yüzü düzgün, insan gibi insan, hamuru sağlam, mayası tutmuş kıvamında birini bulmakla başlıyor her şey. Kimini karşındakinin herhangi bir kıvrımından etkileniyor, kimi bir çift gözlerin sevdasının peşine takılıyor. Sırf nesnel arzular olabiliyor bazen bizi ateşleyen, bazen peri masallarındaki genellemelerin hülyalarına kaptırıveriyor insan kendini. Şanslı olan kafasındaki "güzellik" kavramını oturturuveriyor şak diye karşındakinin üzerine; hem ruhen hem bedenen birbirini tamamlayıveriyor her şey o anda birden; aşık oluveriyorsun öylece; zamansız ve birden, kendiliğinden geliyor.

2-İyi hoş, buldunuz diyelim aşık olunacak birini, şanslı mı sayıyorsunuz kendinizi? Hayat o kadar adil değil ne yazık ki. Bu öyle adaletsiz bir duygu ki, bazen siz seviyorsunuz karşınızdaki bir şey hissetmiyor, bazen o sizin için deli divane oluyor bu size bir şey ifade etmiyor. İkinci bir şans gerekiyor aşkı bulduktan sonra; o da sizinle aynı duyguları hissetmiyorsa ne yapsanız da bu iş olmuyor. Karşılıksız olduktan sonra yaşadığınız duygu sevimsiz, arabesk bir hal alıveriyor. Suçlayamazsınız de karşınızdakini sizinle aynı hisleri hissetmiyor diye; olsa olsa acınızı yüceltip yaşadığınızı bir şey sanarak övünebilirsiniz uzunca bir süre, üstelik de boş yere...

3-Geçtiğiniz mi ikinci aşamayı da, tebrikler; ama yine katedecek mesafemiz var bol bol da ihtiyacımız şansa. Buldunuz birini, sevdiniz de, ne mutlu ki o da sizi sevdi, mutlusunuz da. Ama iş burada bitmiyor, aşık olduğunuz kişinin "doğru insan" olması gerekiyor ve bunu ancak zaman gösteriyor. Evet belki eli yüzü düzgün, belki çok da efendi ya da her neyse aradığınız şey, onda var sanki... Ama olmayabiliyor bazen her şeye rağmen, çok iyi bir insan çok iyi bir sevgili olamayabiliyor. Ya da şansınıza çok yanlış bir insana aşık olabiliyorsunuz körün taşı; hayat yine size adil davranmayabiliyor. Hem siz onun için doğru insan mısınız bakalım? Ancak birbiriniz için doğru insan olabildiğinizde yürüyor bu iş, yoksa ite kaka yıllar bile sürse acı vermekten başka bir işe yaramıyor; size düşen sadece "hayatınızda sevdiğiniz biri olması"nın verdiği tatminle yetinmek oluyor.

4-Aşık oldunuz, sevdiniz, sevildiniz de üstelik; denk de düştü, şansınıza iyi bir insan da çıktı üstelik; oh ne güzel değil mi? Güzel, güzel de bu da yetmiyor ne yazık ki. Sevgili olmak, çifte kumrular gibi romantik vakit geçirmek, sevmek, sevişmek, her şey yolunda gibi gitse de hayatın gerçekleri giriyor devreye burada. Kendi evlerinizde kendi yaşamlarınızı sürdürmekse niyetiniz, sürdürebildiğiniz kadar başarıyla sürdürebilirsiniz ilişkinizi ama insan bir süre sonra aynı evi paylaşmak, aynı yaşamda yol arkadaşı olmak istiyor. Bir sabah değil, her sabah yanında uyanmak istiyor çok doğal olarak; ortak bir yaşamda hep birarada olmak. Bunun için de şanstan çok daha fazla ihtiyacınız oluyor işte. Sevdiniz, sevildiniz, doğru insanlarsınız da artık ortak bir yaşam sürmenin umulmadık sorunlarının üstesinden gelmeniz gerekiyor. Bu kadar okuyan, bu kadar irdeleyen biri değilseniz hayatı kendi akışında bırakır "ne olacaksa olur" modunda yaşar ya da "iyi böyle" diyerek kendinizi avutursunuz ama buraya kadar okuduysanız sıradan hayatlar sizi kesmiyor demektir; o zaman ortak yaşamların sorunları, özgürlüklerinizin budanması, karşılıklı ödünler... Yürekten değilse yürümüyor; öyle bir şey ki aşk, gönüllü geçiyorsunuz kendinizden ama başkasına da dönüşmemeniz gerekiyor, çünkü sizi seven hep ilk halinizi görmek istiyor. Saatler sürüyor önce "çıkmak" için hazırlıklar, oysa her zaman o kadar güzel, o kadar alımlı, o kadar çekici olamayabilirsiniz gerçekten kendinizken, asıl o sabah aynı yatakta, saç baş dağınık, ağız burun bir tarafa kaymış haliyle güzel bulabiliyorsanız yanındakini, o zaman gerçekten aşıksınız, o zaman yürür bu iş. Horlaması şarkı gibi gelir aşkın, terinin tadı bir başka; yemekten çıkan saç teline kurban; hiç düşünmeden, öylesine ve yürekten. Her haliyle sevebilmeniz gerekiyor sevdiğinizi.

5-Sevdiniz, sevildiniz, doğru insanlardınız, birlikte yaşamayı da başardınız, ne mutlu, buna da şükür tabi ama bundan sonrasını zaman gösteriyor. Beklendik beklenmedik bir sürü riskle dolu yaşamınız. Beklenenlere karşı tedbiriniz hazır, alırsınız önleminizi ama bazen hayat hiç olmadık yerden sürprizlerle karşınıza çıkarıveriyor. "Hayatta yapmam" dediğiniz neleri yaptırıyor. Hem aşk ölür mü zamanla, kim verebilir ki sürüp süremeyeceğinin garantisini? Eğer sadece kaşı gözü, boyu posu, parası pulu değilse aşkınızın nedeni, daha tarif edilmez bir şeyse, evet şanslısınızdır, daha güçlü bir bağdır aranızdaki, daha gerçek bir duygudur o zaman ama nasıl ki bir bilinmezlikle gelmişse içinize aynı bilinmezlikle de gidebilir öylece; hiç sebepsiz. Sonra "hayat gailesi" savurabilir başka başka köşelere sizi.

Ortak zevklerinizin olup olması o kadar dert değil ama ortak değerleriniz önemli. Anlayış, özen, şu bu, yaz yaz bitmez. Demem o ki güzel kardeşim, bu aşamaya kadar getirebildinse ilişkini, ne yap et, koru derim onu, sinende sar sakla. Dışarda her zaman şusu daha güzel, busu daha iyi biri vardır mutlaka aklını çelecek ama bir bütün olarak seni bu noktaya kadar getirebilecek hayatlar öyle deste deste sunulmuyor insana pek; gerek de yok zaten.

Her şey bu beş aşamayla sınırlı değil elbette, yazsam daha sayfalar da sürer hatta ama bilene anlayana bu bile yeter de artar bile.

Hele bir de aşk sandığımız şeyin aslında aşk olmadığı mevzusu  var ki o apayrı bir mesele. Hani bize filmlerde şarkılarda öğretilen, acı çekmekle, didişip birbirini yemekle yaşanan bir duygu olduğu sandırılan, acılarımız üzerinden müzik ve film endüstrisinin ekmek yediği o idealize edilerek yüceltilmiş hastalıklı aşk kavramı. O başka bir konu başlığına...

Özetle aşk mutlulukla ilgili bir şeydir.

Siz şimdilik bununla yetinin, ne yapın edin sevin ve sevilin...

Ahmet ORE


Kişisel yolculuğumda kendime yazılar: Sen Mutluluk Olmalısın... Bu hayat yeterince zor ve karmaşık, onu elimizden geldiğince güzelleştirmek ve kolaylaştırmak bize kalmış. Hayatta hiçbir şeyi yapamıyorsak bile en azından başkalarının hayatlarını kolaylaştırmaya çalışalım. Hiçbir şey değilse bile bir tebessüm belki? .............................. Bu sitede yer alan tüm fotoğraflar ve site içeriği aksi belirtilmedikçe şahsıma aittir. İçerik ve linklerde rastlayacağınız olası hataları ahmet@pariste.net adresine mail atarak belirtirseniz çok sevinirim. Ayrıca bu yazı ile ilgili görüş, düşünce ve önerilerinizi yorum bölümüne yazmaktan çekinmeyiniz. İlginiz ve desteğiniz için teşekkürler.

0 yorum:

KATKIDA BULUNANLAR

Fotoğrafım

Paris'te bir İstanbullu.
Herkes kadar aynı herkes kadar özel biri.
Okur, yazar, çizer, gezer, düşünür; anlamaya çalışır.
ekşisözlük/masseur
instagram/medigo

Pariste.Net

BİLGİ VE TEŞEKKÜR

TAKİP EDENLER

İLETİŞİM FORMU

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.
Powered by Blogger.